TOPRAK NEDİR ? NEDEN ÖNEMLİDİR?

 

Afet Toprak Kayması Resimleri

Dünyanın değişik bölgelerinde Brezilyadan Çine kadar ve İzlanda’dan kara Afrika’nın derinliklerine kadar toprağın geçmişte ve gelecekte beslenmedeki yeri ve önemi işlenmektedir. İnsanlığın bir kaç bin yıllık süreçte tarımı keşfetmeleri, doğanın yasallarını kendi isteklerine göre yönlendirmesi ile bir çok doğal orman ve mera alanı tarım toprağına dönüştürüldü. Bunun onucu toprağın organik madde oranı döştü, yağan yağmur suları da tutulamaz oldu. Suyun yüzey akışı ile uzaklaşması beraberinde erozyonu artırdı. Toprak fakirleşmekle kalmadı, toprakta su tutulmayınca yer altı suları azaldı, pınarlar akamaz oldu. Böylece yeni bir ekosistem oluşmaya başladı. Bugün verimin düşüklüğünün bir nedeni doğanın yasalarına uygun olmayan uygulamaların büyük bir katkısı bulunmaktadır.

 

Toprak Nedir?

Toprak nedir, neden önemlidir? Toprağın bilimsel tanımı yeterince yapıldı ancak insan ve sürdürülebilir yaşam için önemi yeterince açıklanmadı ve insanlık bu konuda ikna edilmedi diye düşünüyorum.

Birileri toprağı tanımla dese aklıma ilk gelen dünyayı bir elmaya benzetmek ve denizlerin olmadığı karasal alanda elmanın kabuğunu da toprak olarak ifade ederim. Dünyanın 3/4’ü denizler ile kaplı olduğu için kalan kısmının da çok azında toprak bulunmaktadır. Toprak bilimcileri yer yüzeyini 8 sınıfa ayırmaktadırlar, ilk üç sınıfa giren düz düze yakın, belirli bir derinliği olan ve bitkisel gelişimi engelleyen etmenlerin olmadığı kesimi tarım yapılabilir tarım toprağı olarak tanımlarlar. Dördüncü sınıfa giren alanları kısmen tarım yapılabilir görürler; diğer kalanları da tarım dışı alanlar olarak tanımlarlar.

Toprak Felsefesini Anlamak Gerekir mi?

Toprağı anlamak salt toprak bilimi okumak ile olmuyor, temel bilimler yanında tarih ve sosyoloji de bilmek gerekiyor. Toprağı anlamak için toplumların dinamiğini ve tarihin işleyişi ile arasındaki diyalektik ilişkiyi doğru algılamak gerekir.

Toprak Yorgun ve İnsana Başkaldırıyor

Sık sık çiftçiler geçmişteki gibi ürün alamadıklarını, ürünlerin kalitesi ve özellikle de aromasının kaybolduğunu belirtiyorlar. Özellikle son 100 yılda insanın daha yerleşik hale geçmesi ülke sınırlarının artık kolay değişmemesi ile birlikte insanlar bulundukları topraklardan daha çok yararlanmanın yollarını aramaya başladı. Yakın geçmişe kadar toplayıcılık ile sınır tanımadan istediği gibi doğadan besin toplayan insan artık besinleri kültüre alıp yetiştirerek beslenmeye çalışmaktadır. Önceleri toprağın derinliğinin önemini kavradı, gübreleri, geliştirdi, sulama ve tohum ıslahı ile birlikte genetiği değiştirilmiş bitkiler derken kısa sürede toprağın doğası değişime uğradı ve yorgun düştüğü belirtiliyor. Kimileri bu durumu toprak hastalığı olarak tanımlıyor. Toprak artık takatım kalmadı noktasına geldiği getiri gibi ürün vermemeye başladı. Adeta toprak bana uygulanan tek yönlü kimyasal gübre ve ilaçlar ve ağır işleme sulama, ile yoruldum, artık enerjim biti diyor. Toprak konuşmuyor ancak düşük verim ile artık bereketli ürün vermeyeceğinin mesajını veriyor. Biraz beni anla, benim de canlı olduğumu öğren ve bana bir canlıya davrandığın gibi davran diyor.

Toprak Kutsaldır

Topraktan geldik toprağa gideceğiz ifadesi bütün kutsal kitaplarda işlenmektedir. Ancak en çarpıcı vurguyu Aşık Veysel’in ifadesi ile “benim sadık yarim kara topraktır” ve her şeyi kucaklayan anadır. Bütan yiyeceklerimizin anası kara topraktır. Adı kara ancak kendisi açık kahverengiden koyu griye kadar içinde taşıdığı minerallerin rengine bağlı olarak renk alır. Günlük olarak tükettiğimiz her türlü yiyecek et ve bitki kaynaklı olması nedeniyle insanlık için vazgeçilmez bir beslenme ortamıdır. İnsanlık yakın geçmişe kadar nüfusu az olduğu için her türlü yeyeceğini devşirerek veya geleneksel yöntemler ile ekip biçerek sağlıyordu. Geçen yüzyıldan bu yana katlanarak gelişen nüfus ile birlikte insanlık toprağı daha yakından tanımaya ve ondan daha çok yararlanmayı hedeflemiştir. Ancak bu arada nüfus hareketlerine bağlı göçler, teknolojinin ilerlemesi, yerleşim yerleri, yer altı kaynaklarının hoyratça tüketimine yönelik tüketim ilişkisi sınırlı tarım topraklarının kirlenmesine, elden çıkmasına ve bozunumuna neden olmuştur.

Ülkemizde sonradan kentleşmeye başlanması ve özellikle sonradan şekillenen kentlerin karayolları güzergahlarındaki 1 ve 2 sınıf tarım topraklarının bulunduğu alanlarda kentlerin gelişmesi tarım topraklarının amaç dışı kullanımını hızlandırmıştır. Nüfusun artması ile tarım toprakları da giderek azalmaktadır. Özellikle amaç dışı toprak kullanımı ve sanayi kuruluşlarının yarattığı çevre kirliliği toprak ve su kaynaklarının da bozunmasına ve azalmasına neden olmaktadır.

Toprak İnsanlığın Ortak Malıdır

İnsanlığın ortak malı olan ve hepimizin besinlerini sağlayan toprağın korunması ve insanlığın gelecekte de karnını doyurmasını istediğimiz toprağın sürdürülebilirliği için toprağın insanlığın ortak malı olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekir. Bunun da yasa ile amaç dışı kullanımına olanak verilmemesi gerekir.

Türkiye dünyada toprak rezervi azalan 20 ülkeden biridir. Bu nedenle topraklarını çok dikkatli ve doğru kullanmak zorundadır. Toprak ve su kaynaklarının korunması insanlığın ve yaşamın sağlıklı devamlılığı için önemlidir. İstatistiklere göre 1970 yılında fert başına 4.4 da tarım arazisi düşerken, bu değer 1980 yılında 3.66 da olmuştur. 1990 yılında ise fert başına 3 da ve günümüzde de 2.8 da düzeyine indiği belirtiliyor.

Türkiye Toprak Kullanımı Ve Kaybı Yönünde Ne Durumda

Türkiye’nin yüzölçümü 777.971 km2 olup, en önemli doğal kaynaklarından birisi de toprağıdır. Ülke topraklarının tarımda kullanılan arazisi ise 27.9 milyon hektardır. Ülkemiz,yanlış bilinenin aksine su ve tarım toprağı yoksuludur. Bununla beraber her yıl binlerce dekar birinci ve ikinci sınıf tarım arazisi,konut,sanayi ve turizm yapılaşmaları nedeniyle işgal ediliyor

Ülke yüzölçümünün ancak %6.4'ü birinci sınıf,%8.7'si ikinci sınıf tarım toprağını oluşturmaktadır. Türkiye topraklarının ancak %5 kadarı kaliteli, %93.5 kadarı ise özürlü topraklara sahiptir. Ülkemiz topraklarında halen mevcut tarım yapmaya uygun I, II ve III. sınıf arazi toplamı 19,3 milyon ha’dır. Bazı koruma tedbirleri alınarak işlemeli tarım yapılabilecek IV. Sınıf arazi miktarı ise 7,2 milyon ha’dır. İşlemeli tarıma uygun olmayan, orman ve çayır ile kaplı olması gereken 50,1 milyon ha arazinin ise, 20,7 milyon ha’ı orman, 21 milyon ha’ı çayır ve mera, geriye kalan 8,3 milyonluk kısmında ilkel ve uygun olmayan usullerle tarım yapılmaktadır.

Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünce yapılan bir araştırmaya göre 1938 yılında Türkiye’nin % 16,9 u tarım, % 13,4 ü Orman, % 52,8 i mera (yaylalar da dahil) alanı iken 1980 yılı itibariyle % 31,5 i tarım, % 26,0 sı orman ve % 27,9 luk kısmı ise mera alanı haline gelmiştir. Sanırım günümüzde durum daha da vahim biçimde mera ve ormanlık alanlar aleyhine değişmiştir. Görüldüğü üzere ülkemizde maalesef tarım toprağı olmaması gereken alanları tarla toprağına dönüştürüldü. Bunun soncu toprak üretkenliği azaldı ve toprak çok kısa sürede yorgun üşerek verimsizleşti. Belki asıl sıkıntının ve ormanlar üzerindeki otlatma baskısının temel sebeplerinden birisi de bu durumdur.

Yanlış ve Amaç Dışı Toprak Kullanımı ve İnsanlığın Geleceği

Kırsaldan kente göç ile birlikte başta Çukurova olmak üzere Osmaniye’den Mersine kadar E5 kara yolunun sağlı sollu olarak oluşan yerleşim yerleri ve sanayi tesisleri en çarpıcı örneklerin başında gelmektedir. Bu şekilde amaç dışı kullanılan tarım topraklarının %5 düzeyinin üzerinde olduğu bilinmektedir. Tuğla ve seramik sanayii için başta Manisa, İznik ve Bursa ovası olmak üzere çok sayıda alanda tarım toprakları metrelerce derinlerden alınarak tuğla sanayiine taşınmakta ve açılan çukurlar tarım alanlarının bozunumuna neden olmaktadır. Trakya bölgesinde sanayileşme ile birlikte başlayan tarım topraklarının kirlenmesi yanında Karadeniz sahil yolunun tahrip ettiği kıyı şeridindeki fındık için uygun tarım toprakları başlıca toprakların elden çıkmasına neden gösterilen alanların başında gelmektedir. Yanlış toprak ve bitki yönetimi sonucu tarım alanlarının hızla tuzlulaşması da ayrıca tarım topraklarının bozunumunu tehdit eden farktölerin başında gelmektedir. Türkiye genelinde 1.5 milyon hektar alan değişik düzeylerde tuzluluk sınıflarında olup GAP’ın sulamaya açılması ile birlikte yapılan yanlış sulama ve toprak bitki yönetiminden dolayı bugüne kadar 15 bin hektar alan tuzlulaşmıştır. Konya ovasında aşırı şekilde çekilen yer altı sularının yarattığı olumsuz etkiler ve azalan su miktarı ile birlikte başlayan Tuz Gölünün kuruması önümüzdeki dönemlerde İç Anadolu’da başlayacak olan kuraklık ve çölleşme ile birlikte tarım topaklarının elden çıkmasına neden olunacaktır.

1 Temmuz 2006 tarih ve 26215 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Dokuzuncu Kalkınma Planı raporunun (2007-2013'te Plan Öncesi Dönemde Türkiye'de Ekonomik ve Sosyal Gelişmeler) başlığı altında son on yılda tarım dışına çıkarılan yüksek verimli tarım alanları toplamının 1.26 milyon hektara ulaştığı belirtilmektedir (DPT, 2006: s31). Ki bu rakam İstanbul’un iki misli kadardır.

Erozyon Ve Toprak Bozunumu Türkiye’nin En Ciddi Sorunlarının Başında Geliyor

Ülkemiz topraklarının %78.8'ünde aktif erozyon (orta veya şiddetli erozyon) ve çeşitli derecelerde erozyon tehdidi altındadır. Küresel iklim değişimleri ile azalacak olan yağış ve su ile birlikte çölleşme ve erozyonun artacağı beklenilmektedir. Toprakların erozyona uğramasıyla: barajların ve göllerin doğal ömründen çok daha önce dolmasına neden olur. Toprakların kirlenmesi ile beslenme zincirinde aksaklıklar oluşarak üretilen ürün ve gıdaların toplum sağlığını bozması kaçınılmaz olacaktır.

Ne yapılabilir?

Toprak ve su insanlığın ortak beslenme aracı olarak korunması önemli konular arasında yer almalıdır. Öncelikle toprağı insanlığın besin kaynağı kabul ederek ve de insanlığın ortak malı olarak gelecek kuşaklara sağlıklı bırakacak şekilde toprak yöntemini ilke olarak kabul etmemiz gerekir. Bir canlı organizma olarak çoğaltılamayan tek unsur olan toprak mutlaka sürdürülebilirlik ilkesi içinde amaca uygun olarak geliştirilerek kullanılmalıdır.

Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de toprak ve tarım dersi mutlaka ilk okuldan başlamak üzere öğretilerek toprağın önemi erken dönemlerde çocuklara benimsetilmesi sağlanmalıdır.

Türkiye'de Toprak Kirliliği ile ilgili Yasal Düzenlemeler Anayasanın 44. 45.ve 56. maddeleri çerçevesinde mutlaka etkin olarak işlenmeli ve geliştirilerek korunması gerekir. 2005 yılında çıkarılan 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile toprak kaynaklarının etkin kullanımı gerçek anlamda işlevsel hale getirilmelidir.

Halen Türkiye’nin toprak envanteri tam olarak bilinmiyor, toprak ve su gibi önümüzdeki dönemlerde çok önemli konuma gelecek kaynakların devlet eli ile somut olarak bilinmesi korunması ve geliştirmesi için yeniden Toprak-Su teşkilatlarının oluşturulması zorunludur. Türkiye'nin arazi varlığını bilmesi öncelikle ülke insanın sağlıklı beslenmesi için ihtiyaca yönelik üretim yapması öncelikli konular arasında olmalıdır. Kesinlikle tarım toprakları başta yabancılar olmak üzere satılmamalı veya uzun süreliğine kiraya verilmemelidir. Tarım işletmeleri gelecekte ihtiyaç duyacağımız gen bankalarının devlet eli ile geliştirildiği ve korunduğu alanlar olarak elden çıkarılmamalıdır. Ülkemiz topraklarının detaylı toprak haritalarının yapılması, bu haritalar çerçevesinde tarıma ve sulamaya uygunluk haritaları çıkarılarak tarımın planlı yapılması sağlanabileceği gibi ülkemiz topraklarının geliştirilmesi ve korunması insanlığın yararına sağlanmış olur.

Kaynak:Prof. Dr. İbrahim Ortaş

 
< Önceki   Sonraki >